FB Pin G+ Blogcum Ana içeriğe atla




7-el-A'RÂF

7-el-A`RÂF   Suresinin Açıklaması


A'râf sûresi Mekke'de inmis olup, 206 (ikiyüzalti) âyettir. 46. ve 48. âyetlerde A'râf'ta yani cennet ve cehennem ehli arasindaki yüksek bir yerde bulunan insanlardan söz edildigi için sûreye bu ad verilmistir.


7-el-A`RÂF  Suresinin Türkçe okunuşu


Rahmân ve Rahîm (olan) Allah'in adiyla 

araf suresi oku

1. Elif. Lâm. Mîm. Sâd. 

2. (Bu), kendisiyle insanlari uyarman, inananlara ögüt vermen için sana indirilen bir kitaptir. Artik bu hususta kalbinde bir süphe olmasin.

3. Rabbinizden size indirilene (Kur'an'a) uyun. O'nu birakip da baska dostlarin peslerinden gitmeyin. Ne kadar da az ögüt aliyorsunuz! 

4. Nice memleketler var ki biz onlari helâk ettik. Azabimiz onlara geceleyin yahut gündüz istirahat ederlerken geldi. 

5. Azabimiz onlara geldiginde çagirislari, "Biz gerçekten zalim kisilermisiz" demelerinden baska bir sey olmadi. 

6. Elbette kendilerine peygamber gönderilen kimseleri de, gönderilen peygamberleri de mutlaka sorguya çekecegiz! 

7. Ve onlara (olup bitenleri) tam bir bilgi ile mutlaka anlatacagiz. Biz, onlardan uzak degiliz. 

8. O gün tarti haktir. Kimin (sevap) tartilari agir gelirse, iste onlar kurtulusa erenlerdir. 

9. Kimin de tartilari hafif gelirse, iste onlar, âyetlerimize karsi haksizlik ettiklerinden dolayi kendilerini ziyana sokanlardir. 

10. Dogrusu biz sizi yeryüzüne yerlestirdik ve orada size geçim vasitalari verdik. Ne kadar da az sükrediyorsunuz! 

11. Andolsun sizi yarattik, sonra size sekil verdik, sonra da meleklere, Âdem'e secde edin! diye emrettik. Iblis'in disindakiler secde ettiler. O secde edenlerden olmadi. 

12. Allah buyurdu: Ben sana emretmisken seni secde etmekten alikoyan nedir? (Iblis): Ben ondan daha üstünüm. Çünkü beni atesten yarattin, onu çamurdan yarattin, dedi. 

13. Allah: Öyle ise, "In oradan!" Orada büyüklük taslamak senin haddin degildir. Çik! çünkü sen asagiliklardansin! buyurdu. 

14. Iblis: Bana, (insanlarin) tekrar dirilecekleri güne kadar mühlet ver, dedi. 

15. Allah: Haydi, sen mühlet verilenlerdensin, buyurdu. 

16. Iblis dedi ki: Öyle ise beni azdirmana karsilik, and içerim ki, ben de onlari saptirmak için senin dogru yolunun üstüne oturacagim. 

17. "Sonra elbette onlara önlerinden, arkalarindan, saglarindan, sollarindan sokulacagim ve sen, onlarin çoklarini sükredenlerden bulmayacaksin!" dedi. 

18. Allah buyurdu: Haydi, yerilmis ve kovulmus olarak oradan çik! Andolsun ki, onlardan kim sana uyarsa, sizin hepinizi cehenneme dolduracagim! 

19. (Allah buyurdu ki) : Ey Adem! Sen ve esin cennette yerlesip dilediginiz yerden yeyin. Ancak su agaca yaklasmayin! Sonra zalimlerden olursunuz. 

20. Derken seytan, birbirine kapali ayip yerlerini kendilerine göstermek için onlara vesvese verdi ve: Rabbiniz size bu agaci sirf melek olursunuz veya ebedî kalanlardan olursunuz diye yasakladi, dedi. 

21. Ve onlara: Ben gerçekten size ögüt verenlerdenim, diye yemin etti. 

22. Böylece onlari hile ile aldatti. Agacin meyvesini tattiklarinda ayip yerleri kendilerine göründü. Ve cennet yapraklarindan üzerlerini örtmeye basladilar. Rableri onlara: Ben size o agaci yasaklamadim mi ve seytan size apaçik bir düsmandir, demedim mi? diye nidâ etti. 

23. (Adem ile esi) dediler ki: Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eger bizi bagislamaz ve bize acimazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz. 

24. Allah: Birbirinize düsman olarak inin! Sizin için yeryüzünde bir süreye kadar yerlesme ve faydalanma vardir, buyurdu. 

25. "Orada yasayacaksiniz, orada öleceksiniz ve orada (diriltilip) çikarilacaksiniz" dedi. 

26. Ey Adem ogullari! Size ayip yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise yarattik. Takvâ elbisesi... Iste o daha hayirlidir. Bunlar Allah'in âyetlerindendir. Belki düsünüp ögüt alirlar (diye onlari indirdi). 

27. Ey Âdem ogullari! Seytan, ana-babanizi, ayip yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çikardigi gibi sizi de aldatmasin. Çünkü o ve yandaslari, sizin onlari göremeyeceginiz yerden sizi görürler. Süphesiz biz seytanlari, inanmayanlarin dostlari kildik. 

28. Onlar bir kötülük yaptiklari zaman: "Babalarimizi bu yolda bulduk. Allah da bize bunu emretti" derler. De ki: Allah kötülügü emretmez. Allah'a karsi bilmediginiz seyleri mi söylüyorsunuz? 

29. De ki: Rabbim adaleti emretti. Her secde ettiginizde yüzlerinizi O'na çevirin ve dini yalniz Allah'a has kilarak O'na yalvarin. Ilkin sizi yarattigi gibi (yine O'na) döneceksiniz. 

30. O, bir gurubu dogru yola iletti, bir guruba da sapiklik müstehak oldu. Çünkü onlar Allah'i birakip seytanlari kendilerine dost edindiler. Böyle iken kendilerinin dogru yolda olduklarini saniyorlar. 

31. Ey Adem ogullari! Her secde edisinizde güzel elbiselerinizi giyin; yeyin, için, fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri sevmez. 

32. De ki: Allah'in kullari için yarattigi süsü ve temiz riziklari kim haram kildi? De ki: Onlar, dünya hayatinda, özellikle kiyamet gününde müminlerindir. Iste bilen bir topluluk için âyetleri böyle açikliyoruz. 

33. De ki: Rabbim ancak açik ve gizli kötülükleri, günahi ve haksiz yere siniri asmayi, hakkinda hiçbir delil indirmedigi bir seyi, Allah'a ortak kosmanizi ve Allah hakkinda bilmediginiz seyleri söylemenizi haram kilmistir. 

34. Her ümmetin bir eceli vardir. Ecelleri gelince ne bir an geri kalirlar ne de bir an ileri gidebilirler. 

35. Ey Adem ogullari! Size kendi içinizden âyetlerimi anlatacak peygamberler gelir de kim (onlara karsi gelmekten) sakinir ve kendini islah ederse, onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. 

36. Ayetlerimizi yalanlayanlar ve büyüklenip onlardan yüz çevirenler var ya, iste onlar ates ehlidir. Onlar orada ebedî kalacaklardir. 

37. Allah'a iftira eden ya da O'nun âyetlerini yalanlayandan daha zalim kimdir! Onlarin kitaptaki nasipleri kendilerine erisecektir. Sonunda elçilerimiz (melekler) gelip canlarini alirken "Allah'i birakip da tapmakta oldugunuz tanrilar nerede?" derler. (Onlar da) "Bizden sivisip gittiler" derler. Ve kâfir olduklarina dair kendi aleyhlerine sahitlik ederler. 

38. Allah buyuracak ki: "Sizden önce geçmis cin ve insan topluluklari arasinda siz de atese girin!" Her ümmet girdikçe yoldaslarina lânet edecekler. Hepsi birbiri ardindan orada (cehennemde) toplaninca, sonrakiler öncekiler için, "Ey Rabbimiz! Bizi iste bunlar saptirdilar! Onun için onlara atesten bir kat daha fazla azap ver!" diyecekler. Allah da: Zaten herkes için bir kat daha fazla azap vardir, fakat siz bilmezsiniz, diyecektir. 

39. Öncekiler de sonrakilere derler ki: Sizin bize bir üstünlügünüz yok. O halde siz de yaptiklariniza karsilik azabi tadin! 

40. Bizim âyetlerimizi yalanlayip da onlara karsi kibirlenmek isteyenler var ya, iste onlara gök kapilari açilmayacak ve onlar, deve igne deligine girinceye kadar cennete giremiyeceklerdir! Suçlulari iste böyle cezalandiririz! 

41. Onlar için cehennem atesinden dösekler, üstlerine de örtüler vardir. Iste zalimleri böyle cezalandiririz! 

42. Inanip da iyi isler yapanlara gelince -ki hiç kimseye gücünün üstünde bir vazife yüklemeyiz- iste onlar, cennet ehlidir. Orada onlar ebedî kalacaklar. 

43. (Cennette) onlarin altlarindan irmaklar akarken, kalplerinde kinden ne varsa hepsini çikarip atariz. Ve onlar derler ki: "Hidayetiyle bizi (bu nimete) kavusturan Allah'a hamdolsun! Allah bizi dogru yola iletmeseydi kendiligimizden dogru yolu bulacak degildik. Hakikaten Rabbimizin elçileri gerçegi getirmisler." Onlara: Iste size cennet; yapmis oldugunuz iyi amellere karsilik ona vâris kilindiniz diye seslenilir. 

44. Cennet ehli cehennem ehline: Biz Rabbimizin bize vadettigini gerçek bulduk, siz de Rabbinizin size vadettigini gerçek buldunuz mu? diye seslenir. "Evet!" derler. Ve aralarindan bir çagrici, Allah'in lâneti zalimlerin üzerine olsun! diye bagirir. 

45. Onlar, Allah yolundan alikoyan ve onu egip bükmek isteyen zalimlerdir. Onlar ahireti de inkâr edenlerdir. 

46. Iki taraf (cennetlikler ve cehennemlikler) arasinda bir perde ve A'râf üzerinde de herkesi simalarindan taniyan adamlar vardir ki, bunlar henüz cennete giremedikleri halde (girmeyi) umarak cennet ehline: "Selâm size!" diye seslenirler. 

47. Gözleri cehennem ehli tarafina döndürülünce de: Ey Rabbimiz! Bizi zalimler toplulugu ile beraber bulundurma! derler. 

48. (Yine) A'râf ehli simalarindan tanidiklari birtakim adamlara seslenerek derler ki: "Ne çoklugunuz ne de taslamakta oldugunuz büyüklük size hiçbir yarar saglamadi. 

49. Allah'in, kendilerini hiçbir rahmete erdirmeyecegine dair yemin ettiginiz kimseler bunlar mi?" (ve cennet ehline dönerek): "Girin cennete; artik size korku yoktur ve siz üzülecek de degilsiniz" (derler). 

50. Cehennem ehli, cennet ehline: Suyunuzdan veya Allah'in size verdigi riziktan biraz da bize verin! diye seslenirler. Onlar da: Allah bunlari kâfirlere haram kilmistir, derler. 

51. O kâfirler ki, dinlerini bir eglence ve oyun edindiler de dünya hayati onlari aldatti. Onlar, bu günleri ile karsilasacaklarini unuttuklari ve âyetlerimizi bile bile inkâr ettikleri gibi biz de bugün onlari unuturuz. 

52. Gerçekten onlara, inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmet olarak, ilim üzere açikladigimiz bir kitap getirdik. 

53. (Fakat onlar), Onun tevilinden baska bir sey beklemiyorlar. Tevili geldigi (haber verdigi seyler ortaya çiktigi) gün, önceden onu unutmus olanlar derler ki: Dogrusu Rabbimizin elçileri gerçegi getirmisler. Simdi bizim sefaatçilarimiz var mi ki bize sefaat etsinler veya (dünyaya) geri döndürülmemiz mümkün mü ki, yapmis oldugumuz amellerden baskasini yapalim? Onlar cidden kendilerine yazik ettiler ve uydurduklari seyler (putlar) da kendilerinden kaybolup gitti. 

54. Süphesiz ki Rabbiniz, gökleri ve yeri alti günde yaratan, sonra Ars'a istivâ eden, geceyi, durmadan kendisini kovalayan gündüze bürüyüp örten; günesi, ayi ve yildizlari emrine boyun egmis durumda yaratan Allah'tir. Bilesiniz ki, yaratmak da emretmek de O'na mahsustur. Alemlerin Rabbi Allah ne yücedir! 

55. Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. Bilesiniz ki O, haddi asanlari sevmez. 

56. Islah edilmesinden sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayin. Allah'a korkarak ve (rahmetini) umarak dua edin. Muhakkak ki iyilik edenlere Allah'in rahmeti çok yakindir. 

57. Rüzgârlari rahmetinin önünde müjde olarak gönderen O'dur. Sonunda onlar (o rüzgârlar), agir bulutlari yüklenince onu ölü bir memlekete sevkederiz. Orada suyu indirir ve onunla türlü türlü meyveler çikaririz. Iste ölüleri de böyle çikaracagiz. Her halde bundan ibret alirsiniz. 

58. Rabbinin izniyle güzel memleketin bitkisi (güzel) çikar; kötü olandan ise faydasiz bitkiden baska birsey çikmaz. Iste biz, sükreden bir kavim için âyetleri böyle açikliyoruz. 

59. Andolsun ki Nuh'u elçi olarak kavmine gönderdik. Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, sizin ondan baska tanriniz yoktur. Dogrusu ben, üstünüze gelecek büyük bir günün azabindan korkuyorum. 

60. Kavminden ileri gelenler dediler ki: Biz seni gerçekten apaçik bir sapiklik içinde görüyoruz! 

61. Dedi ki: "Ey kavmim! Bende herhangi bir sapiklik yoktur; fakat ben, âlemlerin Rabbi tarafindan gönderilmis bir elçiyim. 

62.Size Rabbimin vahyettiklerini duyuruyorum, size ögüt veriyorum ve ben sizin bilmediklerinizi Allah'tan (gelen vahiy ile) biliyorum. 

63. (Allah'in azabindan) sakinip da rahmete nâil olmaniz ümidiyle, içinizden sizi uyaracak bir adam vasitasiyla size bir zikir (kitap) gelmesine sastiniz mi?" 

64. Onu yalanladilar, biz de onu ve onunla beraber gemide bulunanlari kurtardik, âyetlerimizi yalanlayanlari da suda bogduk! Çünkü onlar kör bir kavim idiler. 

65. Ad kavmine de kardesleri Hûd'u (gönderdik). O dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin; sizin O'ndan baska tanriniz yoktur. Hâla sakinmayacak misiniz?" 

66. Kavminden ileri gelen kâfirler dediler ki: Biz seni kesinlikle bir beyinsizlik içinde görüyoruz ve gerçekten seni yalancilardan saniyoruz. 

67. "Ey kavmim! dedi, ben beyinsiz degilim; fakat ben âlemlerin Rabbinin gönderdigi bir elçiyim. 

68. Size Rabbimin vahyettiklerini duyuruyorum ve ben sizin için güvenilir bir ögütçüyüm. 

69. Sizi uyarmak için içinizden bir adam vasitasiyla Rabbinizden size bir zikir (kitap) gelmesine sastiniz mi? Düsünün ki O sizi, Nuh kavminden sonra onlarin yerine getirdi ve yaratilista sizi onlardan üstün kildi. O halde Allah'in nimetlerini hatirlayin ki kurtulusa eresiniz." 

70. Dediler ki: Sen bize tek Allah'a kulluk etmemiz ve atalarimizin tapmakta olduklarini birakmamiz için mi geldin? Eger dogrulardan isen, bizi tehdit ettigini (azabi) bize getir. 

71. (Hûd) dedi ki: "Üzerinize Rabbinizden bir azap ve bir hisim inmistir. Haklarinda Allah'in hiçbir delil indirmedigi, sadece sizin ve atalarinizin taktigi kuru isimler hususunda benimle tartisiyor musunuz? Bekleyin öyleyse, süphesiz ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim!" 

72. Onu ve onunla beraber olanlari rahmetimizle kurtardik ve âyetlerimizi yalanlayip da iman etmeyenlerin kökünü kestik. 

73. Semûd kavmine de kardesleri Salih'i (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin; sizin O'ndan baska tanriniz yoktur. Size Rabbinizden açik bir delil gelmistir. O da, size bir mucize olarak Allah'in su devesidir. Onu birakin, Allah'in arzinda yesin, (içsin); ona kötülük etmeyin; sonra sizi elem verici bir azap yakalar. 

74. Düsünün ki, (Allah) Âd kavminden sonra yerlerine sizi getirdi. Ve yeryüzünde sizi yerlestirdi: Onun düzlüklerinde saraylar yapiyorsunuz, daglarinda evler yontuyorsunuz. Artik Allah'in nimetlerini hatirlayin da yeryüzünde fesatçilar olarak karisiklik çikarmayin. 

75. Kavminin ileri gelenlerinden büyüklük taslayanlar, içlerinden zayif görülen inananlara dediler ki: Siz Salih'in, Rabbi tarafindan gönderildigini biliyor musunuz? Onlar da Süphesiz biz onunla ne gönderilmisse ona inananlariz, dediler. 

76. Büyüklük taslayanlar dediler ki: "Biz de sizin inandiginizi inkâr edenleriz." 

77. Derken o disi deveyi ayaklarini keserek öldürdüler ve Rablerinin emrinden disari çiktilar da: Ey Salih! Eger sen gerçekten peygamberlerdensen bizi tehdit ettigin azabi bize getir, dediler. 

78. Bunun üzerine onlarri o (gürültülü) sarsinti yakaladi da yurtlarinda diz üstü dona kaldilar. 

79. Salih o zaman onlardan yüz çevirdi ve söyle dedi: Ey kavmim! Andolsun ki ben size Rabbimin vahyettiklerini teblig ettim ve size ögüt verdim; fakat siz ögüt verenleri sevmiyorsunuz. 

80. Lût'u da (peygamber gönderdik). Kavmine dedi ki: "Sizden önceki milletlerden hiçbirinin yapmadigi fuhusu mu yapiyorsunuz? 

81. Çünkü siz, sehveti tatmin için kadinlari birakip da sehvetle erkeklere yanasiyorsunuz. Dogrusu siz taskin bir milletsiniz." 

82. Kavminin cevabi: Onlari (Lût'u ve taraftarlarini) memleketinizden çikarin; çünkü onlar fazla temizlenen insanlarmis! demelerinden baska bir sey olmadi. 

83. Biz de onu ve karisindan baska aile efradini kurtardik; çünkü karisi geride kalanlardan (kâfirlerden) idi. 

84. Ve üzerlerine (tas) yagmuru yagdirdik. Bak ki günahkârlarin sonu nasil oldu! 

85. Medyen'e de kardesleri Suayb'i (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah'a kulluk edin, sizin ondan baska tanriniz yoktur. Size Rabbinizden açik bir delil gelmistir; artik ölçüyü, tartiyi tam yapin, insanlarin esyalarini eksik vermeyin. Düzeltilmesinden sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayin. Eger inananlar iseniz bunlar sizin için daha hayirlidir. 

86. Tehdit ederek, inananlari Allah yolundan alikoyarak ve o yolu egip bükmek isteyerek öyle her yolun basinda oturmayin. Düsünün ki siz az idiniz de O sizi çogaltti. Bakin ki, bozguncularin sonu nasil olmustur! 

87. Eger içinizden bir gurup benimle gönderilene inanir, bir gurup da inanmazsa, Allah aranizda hükmedinceye kadar bekleyin. O hakimlerin en iyisidir. 

88. Kavminden ileri gelen kibirliler dediler ki: "Ey Suayb! Seni ve seninle beraber inananlari memleketimizden kesinlikle çikaracagiz veya dinimize döneceksiniz" (Suayb): Istemesek de mi? dedi. 

89. Dogrusu Allah bizi ondan kurtardiktan sonra tekrar sizin dininize dönersek Allah'a karsi yalan uydurmus oluruz. Rabbimiz Allah dilemis baska, yoksa ona geri dönmemiz bizim için olacak sey degildir. Rabbimizin ilmi her seyi kusatmistir. Biz sadece Allah'a dayaniriz. Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasinda adaletle hükmet! Sen hükmedenlerin en hayirlisisin. 

90. Kavminden ileri gelen kâfirler dediler ki: Eger Suayb'e uyarsaniz o takdirde siz mutlaka ziyana ugrarsiniz. 

91. Derken o siddetli deprem onlari yakalayiverdi de yurtlarinda diz üstü donakaldilar. 

92. Suayb'i yalanlayanlar sanki yurtlarinda hiç oturmamis gibiydiler. Asil ziyana ugrayanlar Suayb'i yalanlayanlarin kendileridir. 

93. (Suayb), onlardan yüz çevirdi ve (içinden) dedi ki: "Ey kavmim! Ben size Rabbimin gönderdigi gerçekleri duyurdum ve size ögüt verdim. Artik kâfir bir kavme nasil acirim!" 

94. Biz hangi ülkeye bir peygamber gönderdiysek, ora halkini, (peygambere bas kaldirdiklarindan ötürü bize) yalvarip yakarsinlar diye mutlaka yoksulluk ve darlikla sikmisizdir. 

95. Sonra kötülügü (darligi) degistirip yerine iyilik (bolluk) getirdik. Nihayet çogaldilar ve: "Atalarimiz da böyle sikinti ve sevinç yasamislardi" dediler. Biz de onlari, kendileri farkina varmadan ansizin yakaladik. 

96. O (peygamberlerin gönderildigi) ülkelerin halki inansalar ve (günahtan) sakinsalardi, elbette onlarin üstüne gökten ve yerden nice bereket kapilari açardik, fakat yalanladilar, biz de ettikleri yüzünden onlari yakalayiverdik. 

97. Yoksa o ülkelerin halki geceleyin uyurlarken kendilerine azabimizin gelmeyeceginden emin mi oldular? 

98. Ya da o ülkelerin halki kusluk vakti eglenirlerken kendilerine azabimizin gelmeyeceginden emin mi oldular? 

99. Allah'in azabindan emin mi oldular? Fakat ziyana ugrayan topluluktan baskasi, Allah'in (böyle) mühlet vermesinden emin olamaz. 

100. Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne vâris olanlara hâla su gerçek belli olmadi mi ki: Eger biz dileseydik onlari da günahlarindan dolayi musibetlere ugratirdik! Biz onlarin kalplerini mühürleriz de onlar (gerçekleri) isitmezler. 

101. Iste o ülkeler... Onlarin haberlerinden bir kismini sana anlatiyoruz. Andolsun ki, peygamberleri onlara apaçik deliller getirmislerdi. Fakat önceden yalanladiklari gerçeklere iman edecek degillerdi. Iste kâfirlerin kalplerini Allah böyle mühürler. 

102. Onlarin çogunda, sözünde durma diye bir sey bulamadik. Gerçek su ki, onlarin çogunu yoldan çikmis bulduk. 

l03. Sonra onlarin ardindan Musa'yi mucizelerimizle Firavun ve kavmine gönderdik de o mucizeleri inkâr ettiler; ama, bak ki, fesatçilarin sonu ne oldu! 

104. Musa dedi ki : "Ey Firavun! Ben âlemlerin Rabbi tarafindan gönderilmis bir peygamberim. 

105. Allah hakkinda gerçekten baskasini söylememek benim üzerime borçtur. Size Rabbinizden açik bir delil getirdim; artik Israilogullarini benimle birak!" 

106. (Firavun) dedi ki: Eger bir mucize getirdiysen ve gerçekten dogru söylüyorsan onu göster bakalim. 

107. Bunun üzerine Musa asasini yere atti. O hemen apaçik bir ejderha oluverdi! 

108. Ve elini (cebinden) çikardi. Birdenbire o da seyredenlere bembeyaz görünüverdi. 

109. Firavun'un kavminden ileri gelenler dediler ki: Bu çok bilgili bir sihirbazdir. 

110. O,sizi yurdunuzdan çikarmak istiyor. Ne buyurursunuz? 

111. Dediler ki: Onu da kardesini de beklet; sehirlere toplayicilar (memurlar) yolla. 

112. Bütün bilgili sihirbazlari sana getirsinler. 

113. Sihirbazlar Firavun'a geldi ve: Eger üstün gelen biz olursak, bize kesin bir mükâfat var mi? dediler. 

114. (Firavun): Evet hem de siz mutlaka yakinlarimdan olacaksiniz, dedi. 

115. (Sihirbazlar), Ey Musa sen mi (önce) atacaksin, yoksa atanlar biz mi olalim? dediler. 

116. "Siz atin" dedi. Onlar atinca, insanlarin gözlerini büyülediler, onlari korkuttular ve büyük bir sihir gösterdiler. 

117. Biz de Musa'ya, "Asani at!" diye vahyettik. Bir de baktilar ki bu, onlarin uydurduklarini yakalayip yutuyor. 

118. Böylece gerçek ortaya çikti ve onlarin yapmakta olduklari yok olup gitti. 

119. Iste Firavun ve kavmi, orada yenildi ve küçük düserek geri döndüler. 

120. Sihirbazlar ise secdeye kapandilar. 

121."Âlemlerin Rabbine iman ettik" dediler. 

122. "Musa'nin ve Harun'un Rabb'ine " dediler. 

123. Firavun dedi ki: "Ben size izin vermeden ona iman mi ettiniz? Bu, hiç süphesiz sehirde, halkini oradan çikarmak için kurdugunuz bir tuzaktir. Ama yakinda (basiniza gelecekleri) göreceksiniz! 

124. Mutlaka ellerinizi ve ayaklarinizi çaprazlama kesecegim, sonra da hepinizi asacagim!" 

125. Onlar da : ''Biz zaten Rabbimize dönecegiz".dediler. 

126. Sen sadece Rabbimizin âyetleri bize geldiginde onlara inandigimiz için bizden intikam aliyorsun. Ey Rabbimiz! Bize bol bol sabir ver, müslüman olarak canimizi al, dediler. 

127. Firavun'un kavminden ileri gelenler dediler ki: Musa'yi ve kavmini, seni ve tanrilarini birakip yeryüzünde bozgunculuk çikarsinlar diye mi birakacaksiniz? (Firavun): "Biz onlarin ogullarini öldürüp, kadinlarini sag birakacagiz. Elbette biz onlari ezecek üstünlükteyiz" dedi. 

128. Musa kavmine dedi ki: "Allah'tan yardim isteyin ve sabredin. Süphesiz ki yeryüzü Allah'indir. Kullarindan diledigini ona vâris kilar. Sonuç (Allah'tan korkup günahtan) sakinanlarindir." 

129. Onlar da, sen bize (peygamber olarak) gelmeden önce de geldikten sonra da bize iskence edildi, dediler. (Musa), "Umulur ki Rabbiniz düsmaninizi helâk eder ve onlarin yerine sizi yer yüzüne hakim kilar da nasil hareket edeceginize bakar" dedi. 

130. Andolsun ki, biz de Firavun'a uyanlari ders alsinlar diye yillarca kuraklik ve mahsül kitligi ile cezalandirdik. 

131. Onlara bir iyilik (bolluk) gelince, "Bu bizim hakkimizdir" derler; eger kendilerine bir fenalik gelirse Musa ve onunla beraber olanlari ugursuz sayarlardi. Bilesiniz ki, onlara gelen ugursuzluk Allah katindandir, fakat onlarin çogu bunu bilmezler. 

132. Ve dediler ki: "Bizi sihirlemek için ne mucize getirirsen getir, biz sana inanacak degiliz." 

133. Biz de ayri ayri mucizeler olarak onlarin üzerine tufan, çekirge, hasere, kurbagalar ve kan gönderdik; yine de büyüklük tasladilar ve günahkâr bir kavim oldular. 

134. Azap üzerlerine çökünce, "Ey Musa! sana verdigi söz hürmetine, bizim için Rabbine dua et; eger bizden azabi kaldirirsan, mutlaka sana inanacagiz ve muhakkak Israilogullarini seninle gönderecegiz" dediler. 

135. Biz, ulasacaklari bir müddete kadar onlardan azabi kaldirinca hemen sözlerinden dönüverdiler. 

136. Biz de âyetlerimizi yalanlamalari ve onlardan gafil kalmalari sebebiyle kendilerinden intikam aldik ve onlari denizde bogduk. 

137. Hor görülüp ezilmekte olan o kavmi (yahudileri) de, içini bereketle doldurdugumuz yerin dogu taraflarina ve bati taraflarina mirasçi kildik. Sabirlarina karsilik Rabbinin Israilogullarina verdigi güzel söz yerine geldi. Firavun ve kavminin yapmakta olduklarini ve yetistirdikleri bahçeleri helâk ettik. 

138. Israilogullarini denizden geçirdik, orada kendilerine mahsus birtakim putlara tapan bir kavme rastladilar. Bunun üzerine: Ey Musa! Onlarin tanrilari oldugu gibi, sen de bizim için bir tanri yap! dediler. Musa: Gerçekten siz cahil bir toplumsunuz, dedi. 

139. Süphesiz bunlarin içinde bulunduklari (din) yikilmistir, yapmakta olduklari da bâtildir. 

140. Musa dedi ki: Allah sizi âlemlere üstün kilmisken ben size Allah'tan baska bir tanri mi arayayim? 

141. Hatirlayin ki, size iskencenin en kötüsünü yapan Firavun'un adamlarindan sizi kurtardik. Onlar ogullarinizi öldürüyorlar, kadinlarinizi sag birakiyorlardi. Iste bunda size Rabbiniz tarafindan büyük bir imtihan vardir. 

142. (Bana ibadet etmesi için) Musa'ya otuz gece vade verdik ve ona on gece daha ilâve ettik; böylece Rabbinin tayin ettigi vakit kirk geceyi buldu. Musa, kardesi Harun'a dedi ki: Kavmimin içinde benim yerime geç, onlari islah et, bozguncularin yoluna uyma. 

143. Musa tayin ettigimiz vakitte (Tûr'a) gelip de Rabbi onunla konusunca "Rabbim! Bana (kendini) göster; seni göreyim!" dedi. (Rabbi): "Sen beni asla göremezsin. Fakat su daga bak, eger o yerinde durabilirse sen de beni göreceksin!" buyurdu. Rabbi o daga tecelli edince onu paramparça etti, Musa da baygin düstü. Ayilinca dedi ki: Seni noksan sifatlardan tenzih ederim, sana tevbe ettim. Ben inananlarin ilkiyim. 

144. (Allah) Ey Musa! dedi, ben risaletlerimle (sana verdigim görevlerle) ve sözlerimle seni insanlarin basina seçtim. Sana verdigimi al ve sükredenlerden ol. 

145. Nasihat ve her seyin açiklamasina dair ne varsa hepsini Musa için levhalarda yazdik. (Ve dedik ki): Bunlari kuvvetle tut, kavmine de onun en güzelini almalarini emret. Yakinda size, yoldan çikmislarin yurdunu gösterecegim. 

146. Yeryüzünde haksiz yere böbürlenenleri âyetlerimden uzaklastiracagim. Onlar bütün mucizeleri görseler de iman etmezler. Dogru yolu görseler onu yol edinmezler. Fakat azginlik yolunu görürlerse, hemen ona saparlar. Bu durum, onlarin âyetlerimizi yalanlamalarindan ve onlardan gafil olmalarindan ileri gelmektedir. 

147. Halbuki âyetlerimizi ve ahirete kavusmayi yalanlayanlarin amelleri bosa çikmistir. Onlar, yapmakta olduklari amellerden baska bir sey için mi cezalandirilirlar! 

148. (Tûr'a giden) Musa'nin arkasindan kavmi, zinet takimlarindan, bögürebilen bir buzagi heykelini (tanri) edindiler. Görmediler mi ki o, onlarla ne konusuyor ne de onlara yol gösteriyor? Onu (tanri olarak) benimsediler ve zalimler oldular. 

149. Pisman olup da kendilerinin gerçekten sapmis olduklarini görünce dediler ki: Eger Rabbimiz bize acimaz ve bizi bagislamazsa mutlaka ziyana ugrayanlardan olacagiz! 

150. Musa, kizgin ve üzgün bir halde kavmine dönünce: "Benden sonra arkamdan ne kötü isler yapmissiniz! Rabbinizin emrini (beklemeyip) acele mi ettiniz?" dedi. Tevrat levhalarini yere atti ve kardesinin (Harun'un) basini tutup kendine dogru çekmeye basladi. (Kardesi): "Anam oglu! Bu kavim beni cidden zayif gördüler ve nerede ise beni öldüreceklerdi. Sen de düsmanlari bana güldürme ve beni bu zalim kavimle beraber tutma!" dedi. 

151. (Musa da) Ey Rabbim, beni ve kardesimi bagisla, bizi rahmetine kabul et. Zira sen merhametlilerin en merhametlisisin! dedi. 

152. Buzagiyi (tanri) edinenler var ya, iste onlara mutlaka Rablerinden bir gazap ve dünya hayatinda bir alçaklik erisecektir. Biz iftiracilari böyle cezalandiririz. 

153. Kötülükler yaptiktan sonra ardindan tevbe edip de iman edenlere gelince, süphesiz ki o tevbe ve imandan sonra, Rabbin elbette bagislayan ve esirgeyendir. 

154. Musa'nin öfkesi dinince levhalari aldi. Onlardaki yazida Rablerinden korkanlar için hidayet ve rahmet (haberi) vardi. 

155. Musa tayin ettigimiz vakitte kavminden yetmis adam seçti. Onlari o müthis deprem yakalayinca Musa dedi ki: "Ey Rabbim! Dileseydin onlari da beni de daha önce helâk ederdin. Içimizden birtakim beyinsizlerin isledigi (günah) yüzünden hepimizi helâk edecek misin? Bu is, senin imtihanindan baska bir sey degildir. Onunla diledigini saptirirsin, diledigini de dogru yola iletirsin. Sen bizim sahibimizsin, bizi bagisla ve bize aci! Sen bagislayanlarin en iyisisin! (Hz. Musa'nin, kavmini temsilen seçip Al lah'in huzuruna getirdigi kimseler, Allah ile kendi arasindaki konusmayi isitince, onunla yetinmediler ve: ""Ey Musa, Allah'i açikca görmedikçe sana asla inanmayacagiz"" dediler. Bunun üzerine orada siddetli bir deprem oldu ve bayilip düstüler. Hz. Musa, Allah'a yalvardi da bu afet kaldirildi.) 

156. Bize, bu dünyada da iyilik yaz ahirette de. Süphesiz biz sana döndük." Allah buyurdu ki: Kimi dilersem onu azabima ugratirim; rahmetim ise her seyi kusatir. Onu, sakinanlara, zekâti verenlere ve âyetlerimize inananlara yazacagim. 

157. Yanlarindaki Tevrat ve Incil'de yazili bulduklari o elçiye, o ümmî Peygamber'e uyanlar (var ya), iste o Peygamber onlara iyiligi emreder, onlari kötülükten meneder, onlara temiz seyleri helâl, pis seyleri haram kilar. Agirliklarini ve üzerlerindeki zincirleri indirir. O Peygamber'e inanip ona saygi gösteren, ona yardim eden ve onunla birlikte gönderilen nûr'a (Kur'an'a) uyanlar var ya, iste kurtulusa erenler onlardir. 

158. De ki: Ey insanlar! Gerçekten ben sizin hepinize, göklerin ve yerin sahibi olan Allah'in elçisiyim. Ondan baska tanri yoktur, O diriltir ve öldürür. Öyle ise Allah`a ve ümmî Peygamber olan Resûlüne -ki o, Allah'a ve onun sözlerine inanir iman edin ve O'na uyun ki dogru yolu bulasiniz. 

159. Musa'nin kavminden hak ile dogru yolu bulan ve onun sayesinde âdil davranan bir topluluk vardir. 

160. Biz Israilogullarini oymaklar halinde oniki kabileye ayirdik. Kavmi kendisinden su isteyince, Musa'ya, "Asani tasa vur!" diye vahyettik. Derhal ondan oniki pinar fiskirdi. Her kabile içecegi yeri belledi. Sonra üzerlerine bulutla gölge yaptik, onlara kudret helvasi ve bildircin eti indirdik. (Onlara dedik ki) "Size verdigimiz riziklarin temizlerinden yeyin. "Ama onlar (emirlerimizi dinlememekle) bize degil kendilerine zulmediyorlardi. 

161. Onlara denildi ki : Su sehirde (Kudüs'te) yerlesin, ondan (nimetlerinden) dilediginiz gibi yeyin, "bagislanmak istiyoruz" deyin ve kapidan egilerek girin ki hatalarinizi bagislayalim. Iyilik yapanlara ileride ihsanimizi daha da artiracagiz. 

162. Fakat onlardan zalim olanlar, sözü, kendilerine söylenenden baskasiyla degistirdiler. Biz de zulmetmelerinden ötürü üzerlerine gökten bir azap gönderdik. 

163. Onlara, deniz kiyisinda bulunan sehir halkinin durumunu sor. Hani onlar cumartesi gününe saygisizlik gösterip haddi asiyorlardi. Çünkü cumartesi tatili yaptiklari gün, baliklar meydana çikarak akin akin onlara gelirdi, cumartesi tatili yapmadiklari gün de gelmezlerdi. Iste böylece biz, yoldan çikmalarindan dolayi onlari imtihan ediyorduk. 

164. Içlerinden bir topluluk: "Allah'in helâk edecegi yahut siddetli bir sekilde azap edecegi bir kavme ne diye ögüt veriyorsunuz?" dedi. (Ögüt verenler) dediler ki: Rabbinize mazeret beyan edelim diye bir de sakinirlar ümidiyle (ögüt veriyoruz). 

165. Onlar kendilerine yapilan uyarilari unutunca, biz de kötülükten men edenleri kurtardik, zulmedenleri de yapmakta olduklari kötülüklerden ötürü siddetli bir azap ile yakaladik. 

166. Kibirlenip de kendilerine yasak edilen seylerden vazgeçmeyince onlara: Asagilik maymunlar olun! dedik. 

167. Rabbin, elbette kiyamet gününe kadar onlara en kötü eziyeti yapacak kimseler gönderecegini ilân etti. Süphesiz Rabbin cezayi çabuk verendir. Ve O çok bagislayan, pek esirgeyendir. 

168. Onlari (yahudileri) gurup gurup yeryüzüne dagittik. Onlardan iyi kimseler vardir, yine onlardan bundan asagida olanlari da vardir. (Kötülüklerinden) belki dönerler diye onlari iyilik ve kötülüklerle imtihan ettik. 

169. Onlarin ardindan da (âyetleri tahrif karsiliginda) su degersiz dünya malini alip, nasil olsa bagislanacagiz, diyerek Kitab'a vâris olan birtakim kötü kimseler geldi. Onlara, ona benzer bir menfaat daha gelse onu da alirlar. Peki, Kitap'ta Allah hakkinda gerçekten baska bir sey söylemeyeceklerine dair onlardan söz alinmamis miydi ve onlar Kitap'takini okumamislar miydi? Âhiret yurdu sakinanlar için daha hayirlidir. Hâla akliniz ermiyor mu? 

170. Kitab'a simsiki sarilip namazi dosdogru kilanlar var ya, iste biz böyle iyilige çalisanlarin ecrini zayi etmeyiz. 

171. Bir zamanlar dagi Israilogullarinin üzerine gölge gibi kaldirdik da üstlerine düsecek sandilar. "Size verdigimi (Kitab'i) kuvvetle tutun ve içinde olani hatirlayin ki korunasiniz" dedik. 

172. Kiyamet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye Rabbin Adem ogullarindan, onlarin bellerinden zürriyetlerini çikardi, onlari kendilerine sahit tuttu ve dedi ki: Ben sizin Rabbiniz degil miyim? (Onlar da), Evet (buna) sâhit olduk, dediler. 

173. Yahut "Daha önce babalarimiz Allah'a ortak kostu, biz de onlardan sonra gelen bir nesildik (onlarin izinden gittik). Bâtil isleyenlerin yüzünden bizi helâk edecek misin?" dememeniz için (böyle yaptik). 

174. Belki inkârdan dönerler diye âyetleri böyle ayrintili bir sekilde açikliyoruz. 

175. Onlara (yahudilere), kendisine âyetlerimizden verdigimiz ve fakat onlardan siyrilip çikan, o yüzden de seytanin takibine ugrayan ve sonunda azginlardan olan kimsenin haberini oku. 

176. Dileseydik elbette onu bu âyetler sayesinde yükseltirdik. Fakat o, dünyaya saplandi ve hevesinin pesine düstü. Onun durumu tipki köpegin durumuna benzer: Üstüne varsan da dilini çikarip solur, biraksan da dilini sarkitip solur. Iste âyetlerimizi yalanlayan kavmin durumu böyledir. Kissayi anlat; belki düsünürler. 

177. Âyetlerimizi yalanlayan ve kendilerine zulmetmis olan kavmin durumu ne kötüdür! 

178. Allah kimi hidayete erdirirse, dogru yolu bulan odur. Kimi de sasirtirsa, iste asil ziyana ugrayanlar onlardir. 

179. Andolsun, biz cinler ve insanlardan birçogunu cehennem için yaratmisizdir. Onlarin kalpleri vardir, onlarla kavramazlar; gözleri vardir, onlarla görmezler; kulaklari vardir, onlarla isitmezler. Iste onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da saskindirlar. Iste asil gafiller onlardir. 

180. En güzel isimler (el-esmâü'l-hüsnâ) Allah'indir. O halde O'na o güzel isimlerle dua edin. Onun isimleri hakkinda egri yola gidenleri birakin. Onlar yapmakta olduklarinin cezasina çarptirilacaklardir. 

181. Yarattiklarimizdan, daima hakka ileten ve adaleti hak ile yerine getiren bir millet bulunur. 

182. Âyetlerimizi yalanlayanlari, hiç bilmeyecekleri yerden yavas yavas helâke götürecegiz. 

183. Onlara mühlet veririm; (ama) benim cezam çetindir. 

184. Düsünmediler mi ki, arkadaslarinda (Muhammed'de) delilik yoktur? O, ancak apaçik bir uyaricidir. 

185. Göklerin ve yerin hükümranligina, Allah'in yarattigi her seye ve ecellerinin yaklasmis olabilecegine bakmadilar mi? O halde Kur'an'dan sonra hangi söze inanacaklar? 

186. Allah kimi sasirtirsa, artik onun için yol gösteren yoktur. Ve onlari azginliklari içinde saskin olarak birakir. 

187. Sana kiyameti, ne zaman gelip çatacagini soruyorlar. De ki: Onun ilmi ancak Rabbimin katindadir. Onun vaktini O'ndan baskasi açiklayamaz. O göklere de yere de agir gelmistir. O size ansizin gelecektir. Sanki sen onu biliyormussun gibi sana soruyorlar. De ki: Onun bilgisi ancak Allah'in katindadir; ama insanlarin çogu bilmezler. 

188. De ki: "Ben, Allah'in dilediginden baska kendime herhangi bir fayda veya zarar verecek güce sahip degilim. Eger ben gaybi bilseydim elbette daha çok hayir yapmak isterdim ve bana hiçbir fenalik dokunmazdi. Ben sadece inanan bir kavim için bir uyarici ve müjdeleyiciyim." 

189. Sizi bir tek candan (Âdem'den) yaratan, ondan da yaninda huzur bulsun diye esini (Havva'yi) yaratan O'dur. Esi ile (birlesince) esi hafif bir yük yüklendi (hamile kaldi). Onu bir müddet tasidi. Hamileligi agirlasinca, Rableri Allah'a: Andolsun bize kusursuz bir çocuk verirsen muhakkak sükredenlerden olacagiz, diye dua ettiler. 

190. Fakat (Allah) onlara kusursuz bir çocuk verince, kendilerine verdigi bu çocuk hakkinda (sonradan insanlar) Allah'a ortak kostular. Allah ise onlarin ortak kostugu seyden yücedir. 

191. Kendileri yaratildigi halde hiçbir seyi yaratamayan varliklari (Allah'a) ortak mi kosuyorlar? 

192. Halbuki (putlar) ne onlara bir yardim edebilirler ne de kendilerine bir yardimlari olur. 

193. Onlari dogru yola çagirirsaniz size uymazlar; onlari çagirsaniz da, sukût etseniz de sizin için birdir. 

194. (Ey kâfirler!) Allah'i birakip da taptiklariniz sizler gibi kullardir. (Onlarin tanriligi hakkinda iddianizda) dogru iseniz, onlari çagirin da size cevap versinler! 

195. Onlarin yürüyecekleri ayaklari mi var, yoksa tutacaklari elleri mi var veya görecekleri gözleri mi var yahut isitecekleri kulaklari mi var (neleri var)? De ki: "Ortaklarinizi çagirin, sonra bana (istediginiz) tuzagi kurun ve bana göz bile açtirmayin!" 

196. Süphesiz ki, benim koruyanim Kitab'i indiren Allah'tir. Ve O bütün salih kullarini görüp gözetir. 

197. Allah'in disinda taptiklarinizin ne size yardima güçleri yeter ne de kendilerine yardim edebilirler. 

198. Onlari dogru yola çagirmis olsaniz isitmezler. Ve onlari sana bakar görürsün, oysa onlar görmezler. 

199. (Resûlüm!) Sen afyolunu tut, iyiligi emret ve cahillerden yüz çevir. 

200. Eger seytanin fitlemesi seni dürterse hemen Allah'a sigin. Çünkü O, isitendir, bilendir. 

201. Takvâya erenler var ya, onlara seytan tarafindan bir vesvese dokundugunda (Allah'in emir ve yasaklarini) hatirlayip hemen gerçegi görürler. 

202. (Seytanlarin) dostlarina gelince, seytanlar onlari azginliga sürüklerler. Sonra da yakalarini birakmazlar. 

203. Onlara bir mucize getirmedigin zaman, (ötekiler gibi) onu da derleyip getirseydin ya! derler. De ki: Ben ancak Rabbimden bana vahyolunana uyarim. Bu (Kur'an), Rabbinizden gelen basîretlerdir (kalp gözlerini açan beyanlardir); inanan bir kavim için hidayet ve rahmettir. 

204. Kur'an okundugu zaman onu dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin. 

205. Kendi kendine, yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle sabah aksam Rabbini an. Gafillerden olma. 

205. Kendi kendine, yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle sabah aksam Rabbini an. Gafillerden olma. 

206. Kuskusuz Rabbin katindakiler O'na kulluk etmekten kibirlenmezler, O'nu tesbih eder ve yalniz O'na secde ederler.

7-el-A`RÂF Suresinden sonra sıradaki sure


8-el-ENFÂL  Suresinin Açıklaması
Enfâl sûresi, 75 (yetmisbes) âyettir. 30 ilâ 36. âyetler Mekke'de, digerleri Medine'de inmistir. Enfâl, ziyade manasina gelen "nefl" kelimesinin çoguludur.



Yorumlar

Tüm Zamanların En Çok Okunan Yayınları

Kahvenin Çeşitli Faydaları

Kahvenin zayıflamaya etkisiKahvenin zayıflamaya olan etkisinin nedeni Kahvenin içinde bulunan kafein , niasin , mikro elementler ve antioksidanlar olduğu uzmanlar tarafından belirtiliyor.



Metabolizmayı hızlandırıyor. Metabolizmayı azda olasa hızlandıran kahve ,  Kişinin dinlenirken harcadığı enerji tüketiminin artmasını sağlıyor.
Beyne olan kan akışını arttırıyor ve kişinin kendisini daha zinde hissetmesini ve dikkat yoğunluğunun artmasını sağlıyor.

Sütlü kahve Sütlü kahve içildiği zaman vücuda dengeli protein karbonhidrat ve yağ girişi sağlanıyor böylelikle kişi daha uzun sure tokluk hissediyor.
insülin direncini kırıcı etkisinden dolayı tatlı ihtiyacınızı azaltır. Canınız tatlı çektiğinde kahve içerseniz bu ihtiyacınızın giderildiğini göreceksiniz.

Şeker hastaları dikkat Yaşlılarda hafızayı güçlendiriyor Araştırmalar sonucunda şeker hastalığını önlemede etkili olabileceği sonucuna varılıyor.
Düzenli tüketildiğinde ise alzheimer ve parkinson hastalıklarına karşı koruyucu olabileceği konusunda çal…

Kahvenin Zararları

Kahvenin zararları Sevenlerini Üzecek.Kahvenin dikkat dağınıklığı ve yorgunluğa  iyi geldiği herkes tarafından biliniyor.
Fakat fazla tüketildiğinde bu geçici faydalarından da, nasiplenemez aksine çok ciddi zararlar görebilirsiniz,  Aman dikkat!
Kahvenin gün içinde 3\4 fincan tüketilmesi Tansiyonunuzu yükseltebilir Edinburgh Üniversitesinin günde 4\5 fincan kahve içenlerin üzerinde yaptığı araştırmada, kandaki basıncın hızla yükseldiği görüldü. 
Yapılan testler sonucunda, fazla kahve tüketimi tansiyonu hızla yükselttiği gözlemlendi.

Mide ülseri olanlar kahve tüketirken dikkatli olmalı! Tabiki kahvenin mide ülserine yol açtığı yoktur, Fakat hali hazırda ülser gibi bir rahatsızlığınız varsa, kahve tüketmeniz rahatsızlığınızı arttıracaktır. 
Bu nedenle ülserli kişiler kahve tüketiminden kaçınmalıdır.

Şeker hastaları da kahveden uzak durmalı Amerikalı bilim adamlarının yapmış olduğu araştırmalar sonucunda, Yemek zamanlarında yükselen kan şekeriyle  birlikte tüketilen kahvenin  Tip2 şeker hastalığını kö…

Abdest-Yeni Rehber Ansiklopedisi

ABDEST Alm. Rituelle Waschung (f), Fr. Ablution (f), İng. Ritual Ablution. İslamiyette ibadetlerden önce yapılan temizlik (hadesten taharet). 
Abdest kelimesi; “el suyu, el yıkama suyu” anlamında Farsça birleşik bir kelimedir. Arapçada ise "vudu" denir. Bu da temizlik, güzellik anlamındadır. Vahiy meleği Cebrail aleyhisselam, ilk vahyi getirdikten sonra Mekke'nin yukarısındaki vadide Peygamber efendimizin yanında abdest aldı. O da melekten gördüğü gibi abdest aldı. Böylece İslamiyette ilk abdest alınmış oldu. 


Bundan sonra Cebrail aleyhisselam imam oldu, iki rek'at namaz kıldılar. Sonra melek göklere doğru yükselip gözden kayboldu. Peygamber efendimiz büyük bir ferahlık içinde evine döndü. Durumu hanımı hazret-i Hadice'ye anlattı; ona melekten gördüğü gibi abdest almayı öğretti ve iki rek'at namaz kıldırdı.
Böylece İslamiyetin başlangıcında abdest ve namaz ibadeti de yapılmaya başlandı. Abdestle ilgili olarak Kur'an-ı kerimin Maide suresi altıncı ayet-i kerimesinde m…

Hızır Aleyhisselam-Yeni Rehber Ansiklopedisi

HIZIR ALEYHİSSELÂM  İbrâhim aleyhisselâmdan sonra yaşamış bir peygamber veya velî. Avrupa ve Asya kıtalarına hâkim olan Zülkarneyn aleyhisselâmın askerinin kumandanı ve teyzesinin oğludur. 
İsminin, Belkâ bin Melkan, künyesinin Ebü’l-Abbâs olduğu ve soyunun Nûh aleyhisselâmın Sam isimli oğluna dayandığı bildirilmiştir.


 Bâzıları da Hızır aleyhisselâmın İsrâiloğullarından olduğunu söylemişlerdir. Hızır lakabıyla meşhur olmasının sebebi, kuru bir yere oturup kalktığı zaman, oranın yeşerip yemyeşil olmasından dolayıdır. 
Sahîh-i Buhârî’de bildirilen bir hadîs-i şerîfte Peygamber efendimiz; “Hızır (aleyhisselâm), otsuz kuru bir yerde oturduğunda, o yer birdenbire yemyeşil olur, peşi sıra dalgalanırdı.” buyurdu.  Mûsâ aleyhisselâmla görüşüp yolculuk yaptı. Fakat vefâtından sonra rûhu insan şeklinde gözüküp, garîblere yardım etmektedir. 
Hızır aleyhisselâm, Allahü teâlânın sevgili kullarındandı. Doğdu, büyüdü ve vefât etti. Ancak Allahü teâlâ onun rûhuna insan şeklinde görünmek ve kıyâmete kadar…

Abdullah-ı İlahi-Yeni Rehber Ansiklopedisi

ABDULLAH-I İLAHİ  Anadolu'da yetişen evliyanın büyüklerinden. İsmi Abdullah'dır. Molla İlahi, Şeyh-i Simavi olarak da bilinir. O zamanki Germiyan vilayetinin (Kütahya'nın), Simav kasabasında doğdu. Doğum tarihi bilinmemektedir. 1490 (H. 896) senesinde Rumeli Vardar Yenicesinde vefat etti.Kabri oradadır.


İlk öğrenimini doğum yerinde yapan Abdullah-ı İlahi daha sonra İstanbul'a giderek Zeyrek Medresesine girdi. Zamanın en meşhur alimlerinin derslerinde bulundu. Hocası Alaaddin Ali Tusi ile birlikte İran'a gitti.  Yeni rehber ansiklopedisi Kirman'da hocasının ve diğer alimlerin derslerine devam etti. Daha sonra Semerkand'a gidip devrin en meşhur velisi, Ubeydullah-ı Ahrar hazretlerine talebe olup, onun sohbetlerinde bulundu ve tasavvufta yetişti. 
İcazet (diploma) aldıktan sonra hocasının işaretiyle Buhara'ya gitti. Şah-ı Nakşibend hazretlerinin kabrini ziyaret edip, burada bir yıl kaldı. 
İbadetle meşgul oldu. Sonra Semerkand'a dönüp hocasının sohbetlerine…

Abdi İpekçi-Yeni Rehber Ansiklopedisi

ABDİ İPEKÇİ  Gazeteci, yazar. 1929 senesinde İstanbul’da doğdu. İlköğrenimini gördükten sonra Galatasaray Lilesini bitirdi. Sonra bir müddet Hukuk Fakültesine devam etti. Yeni Sabah, Yeni İstanbul ve İstanbul Ekspres gibi çeşitli gazetelerde spor muhabiri, sayfa sekreteri ve yazı işleri müdürü olarak çalıştı. 
Ali Naci Karacan'ın çıkardığı Milliyet Gazetesinin yazı işleri müdürlüğünü yaptı. Bir müddet sonra da genel yayın müdürü oldu. 1961 senesinden 1 Şubat 1979 tarihine kadar aynı gazetenin başyazarlığını da yürütenAbdi İpekçi,

Türkiye Gazeteciler Sendikesi, Türkiye Basın Enstitüsü Başkanlığı, İstanbul Gazeteciler Cemiyeti ve Uluslararası Basın Enstitüsünün ikinci başkanlığı, Basın Şeref Divanı genel sekreterliği gibi vazifelerde bulundu. Hayatı boyunca Atatürk ilkelerinin ve özellikle laikliğin savunuculuğunu yaptı.  1 Şubat 1979 gecesi İstanbul’daki evinin yakınlarında bir terörist tarafından öldürüldü. Abdi İpekçi’nin Afrika, İhtilalin İçyüzü, Dünyanın Dört Bucağından gibi eserleri var…

Abduh-Yeni Rehber Ansiklopedisi

ABDUH  Mısırlı yazar ve din adamı. İsmi Muhammed Abduh olup, Abduh diye meşhur olmuştur. 1849'da Mısır'da doğdu. 1905'te yine burada öldü. İlk tahsiline Tanta'da başladı. Bir müddet sonra medreseyi terk ederek köyüne döndü ve ziraatle meşgul oldu. Babasının ısrarı ile tekrar tahsile başladı.


1866'da Kahire'ye giderek Cami-ül-Ezher Medresesine girdi. Bu sırada tasavvufla meşgul oldu. 1872'de Ehl-i sünnet itikadına aykırı sözleri yüzünden İstanbul'dan kovulup, Mısır'a gelen Cemaleddin Efgani ile tanışıp, onun derslerine devam etti. Onun din ve siyasette ıslah adını verdiği reformcu fikirlerinin tesirinde kaldı. Bu suretle İslam alimlerinin nakli esas alıp, aklı onun hizmetçisi yapan yolundan ayrıldı. Bundan sonra dini meselelerde İslam alimlerine bağlı kalmadan kendi görüşüyle konuşmaya ve hüküm vermeye başladı. Fransızcayı öğrenerek bu dille yazılmış eserleri okudu. Avrupalı müsteşriklerin (doğu ilimleri ile uğraşan Avrupalıların) tesirinde kaldı. Felsefi fikir…

AdSense Yetersiz İçerik Sorununun Çözümü

AdSense Yetersiz İçerik Sorunu Evet arkadaşlar, birçok site sahibinin AdSenseyi tercih etmesinin sebebi malumdur,
AdSense bu konuda dünyanın en iyisidir, bu nedenle`de AdSense siteleri bir takım kriterlere uyup uymadığı konusunda inceler ve uygun olan sitelere onay verir.
Bu kriterlerin ne olduğuna AdSense Politikalarını inceleyerek bakabilirsiniz.

Tabi kullanıcılar bu kriterleri bilmelerine ve bu kriterlere uygun site ve yayın yapmalarına rağmen bir türlü sitelerine onay alamamaktadır.

Bende bu kişilerden biriydim ve çok sıkıntılar çektim, 
Belkide AdSenseden en kolay onay alan, en kolay kaybeden, ve en zor geri alan birisiyimdir.

Maruz kaldığım tüm bu sorunlar neticesinde edindiğim tecrübeyi sizlere aktararak AdSense Yetersiz içerik sorununun çözümü nü anlatmaya çalışacağım, umarım sizlere bir faydam dokunur. 


İnternet`de AdSense Yetersiz içerik sorununun çözümü ile ilgili konuları araştırdığımızda hemen hemen hepsinde yetersiz içerik sorununun nedeni olarak, sitedeki içerik (yayın) sayısı…

Abant Gölü-Yeni Rehber Ansiklopedisi

ABANT GÖLÜ Türkiye’nin kuzeybatı kesiminde, Bolu ilinin güney batısında etrafı çamlık tepelerle çevrili, tabii manzarası çok güzel bir göl. 
Batı Karadeniz sıradağlarına dahil, Bolu, Düzce ve Mudurnu arasında uzanan Abant Dağlarının kuzey batısında olup, Bolu’nun 34 km güney batısında yer alır. 
Yüzölçümü 1.28 kilometrekaredir. Denizden yüksekliği 1298 metredir. Abant Deresi vadisinde heyelan sonucu meydana gelmiş set (tabii baraj) gölüdür. 
Suyunun bir kısmı Abant Deresi ile Bolu Çayına dökülür. Suyu tatlı ve durudur. Gölün suyu o derece berraktır ki, 20-25 m derinlikteki taşlar görülür. 
Etraftaki çamları ve yeşilliği bir ayna gibi aksettirir. Gölün etrafı çam, kayın, gürgen ve köknar ağaçları ile süslüdür. 
Kuzeybatı bölümünde geniş bir alanı kaplayan yarı bataklık, hızla genişleyerek zamanla gölün daralmasına sebep olmuştur.
Kıyı boyunca 7600 m uzunluğunda bir gezinti yolu vardır. Gölde sandal, kayık ve motorla gezilir. Şiddetli kışlarda göl buz tutar. 
Etrafını çevreleyen dağlar kış sporlarına e…

Abdullah-I Dehlevi-Yeni Rehber Ansiklopedisi

ABDULLAH-I DEHLEVİ Yeni Rehber AnsiklopedisiHindistan'da yetişen alimlerin ve evliyanın büyüklerinden. İnsanlara hak yolu anlatan ve kendilerine "Silsile-i aliyye" adı verilen büyük alim ve velilerin yirmi sekizincisidir. Peygamber efendimizin soyundan olup, seyyiddir. Gulam-ı Ali diye bilinir. Babasının ismi Abdüllatif'tir. 1745 (H. 1158)te Hindistan'ın Pencap eyaletinin Bitale kasabasında doğdu. 1824 (H. 1240) senesinde Delhi'de vefat etti.


Babası Abdüllatif Efendi, rüyasında hazret-i Ali'yi görerek onun emri ile adını Ali koydu. Annesi ise Abdülkadir-i Geylani'yi gördüğünden dolayı Abdülkadir koydu. Fakat kendisine rüyasında Peygamber efendimizin Abdullah diye hitab etmesi üzerine Abdullah diye meşhur oldu. Küçük yaşta dini ilimleri öğrenmeye başladı. On üç yaşına geldiğinde, babası onu Delhi'ye götürüp Nasırüddin Kadiri hazretlerinden ilim öğrenmesi için çalıştı.
 Ancak o sırada Nasirüddin Kadiri vefat ettiği için görüşmek mümkün olmadı. Delhi&#…
Bumerang - Yazarkafe   Bumerang - YazarkafeBumerang - Yazarkafe   Bumerang - Yazarkafe

Nasıl Buldunuz?